İslam’a – Dinimize Göre Hamilelik Döneminde Herkesin Yapması Gerekenler

Annenin hamilelik dönemi annelik sevgisi, Allah’ın rahmet belirtisi olmakla beraber, oldukça ağır ve zor dönemdir.

Kadının kocası, her iki taraftan olan akrabalar onu an an korumalıdırlar. Çünkü azıcık uygunsuz davranış, her acı hem kadına hem de karnında taşıdığı masum bebeğe beklenmedik etkiler bırakır.

Eğer karı-koca baba veya ana evinde yaşaması halinde, ebeveynlerin üzerine düşen şer’i ve ahlaki görev şudur ki, kocasını hamile kadına karşı kışkırtmasınlar ve hamile kadını mümkün olan bir şekilde korusunlar.

Erkeğin ebeveynleri onların özel hayatına karışmamalıdır ve bu eşlerin yaşamını altüst etmemelidirler. Çünkü hepsi bu iki gencin, özellikle de ana rahmindeki çocuğun karşısında sorumludurlar. Eğer çevredekilerin uygunsuz hareketleri, ebeveynlerin yersiz dedikoduları ve istekleri ana karnındaki çocuğa herhangi bir zarar verirse, sebep olanlar mutlaka İlahi adalet mahkemesi karşısında cevap verecekler. Kur’an herkesin en küçük tavırlarından en büyük emellerine kadar tüm davranışları karşısında sorumlu olduğunu buyurur:

فوربك لنسألنهم أجمعين

عما كانوا يعملون

(Ey Muhammed!) Rabbine and olsun ki, biz onların hepsini yaptıkları işler hakkında sorguya çekeceğiz ”. ( ” Hicr ” Suresi, 92-93)

وقفوهم إنهم مسئولون

Onları durdurun. Çünkü sorguya çekilecekler ”. ( ” Saffat ” Suresi, 24)

ولا تقف ما ليس لك به علم إن السمع والبصر والفؤاد كل أولئك كان عنه مسئولا

… Kulak, göz ve kalp bunların hepsi (sahibinin yaptığı amel, söylediği söz hakkında) sorguya çekilecekler ”. ( ” İsra ” Suresi, 36)

Birçok yeni kurulmuş ailelerde yaşanan ihtilaflara bakıldığında, itiraf etmek gerekir ki, çoğu zaman suçluluk büyüklerde.

İhtilafın sebebi ebeveynlerin yersiz istekleri ve bilgiçlik taslamalarıdır. Elbette, bazı yeni gelinler de bu ihtilafların olmasında masum değiller. Buna neden onların yaşlarının küçüklüğü ve tecrübesizlikleridir. Buna göz yummak mümkün olduğu halde, büyükler onları bağışlamıyorlar. Sonuçta ise ihtilaf ateşi alevleniyor ve ahlaki, dini yetersizlik bu ihtilafa daha da büyütüyor. Öyle ki, iki gencin yeni kavuşmuş yıldızı ayrılıyor ve umutları kırılıyor.

Bildiğiniz gibi, her insan ister erkek olsun, ister kadın fıtrî olarak özgür olmayı sever. Bu özgürlüğün alınması kimin tarafından olursa olsun, İslam nazarında büyük bir günahtır.

Burada hamile kadına dikkat edilmesi, onun güven içinde korunması gerekir. Velevki hamile değilse bile onu ihmal etmemek gerekir. Çünkü her durumda insanların özgürlüğünün korunması önemlidir.

Eğer ailelerin imkânı olursa ve onlar için sorun olmazsa, daha ilk günden evlenen çiftin hayatını bağımsız etsinler ve böylece onlarla İslami ve insani nitelikler bazında, hiçbir istekleri olmadan davransınlar.

Her iki tarafın ebeveynleri onların evine sadece çocuklarını görmeye, onlara ziyaret etmeye gitmeli, evlerine gelince onları güzel sözle karşılamalı ve onların hayatına hiçbir müdahale etmemelidirler.

Bu olanakları olmadığı takdirde ise kendi evlerinin bir bölümünü onlara verip, tatlı hayatlarını zehir etmemek için çaba göstermelidirler.

Gelin erkek evinde İlahi bir emanettir. O, bin arzu dilekle kendi geçmiş hayatından el çekerek, yeni bir hayata girmiştir. Damat ise gelinin ailesi için Hakk’ın nimetidir. Bu nimete kendi evlatları gibi davranmalıdırlar. Onların bu davranışı Kuran’a ve rivayetlere göre, ibadet olarak Hakk’ın rızasına ve ebedi cennete yol açıyor.

Yeni aile kurmuş gençlerin ebeveynleri aile kurdukları ilk günleri hatırlasınlar. Onlar da yakınlarının sevecenliği, içtenliği sonucunda oldukça tatlı bir hayat geçirmiş, ya da bunun tam tersi olarak, yakınlarından hiçbir samimiyet görmeyerek, acı bir hayat sürmüşlerdir. Neyse, şimdi kendileri ebeveyn, kayınpeder veya kayınvalide olmuşlar. Kendilerini bir an için iki yeni birbirine kavuşmuş gencin yerine koyacaklar. Onları anlamaya, korumaya çalışsınlar. Bilsinler ki, yersiz müdahaleler evlatlarının samimiyetini bozar, onların hayatlarını manasızlaştırır. Sonuçta, akraba aileler düşmana dönüşür ve gençlerin ailesi dağılır.

Evet, anne, gelin ve damat, yakınlar, akrabalar hayatta kendileri için beğenmediklerini onlar için de beğenmemelidirler. Beğendiklerini bu iki genç için de beğenmelidirler. Bu prensibe herkes riayet ederse, toplumda hiçbir problem çıkmaz. Çıktığında ise, kolayca çözülecek demektir.

Şimdi ise kadının hamilelik dönemi ile ilgili iki ayeti ele alalım:

ووصينا الإنسان بوالديه حملته أمه وهنا على وهن

Biz insana, ana-babasına iyilik etmeyi (babaya iyi bakmayı, onlarla güzel davranmayı) tavsiye ettik. Annesi onu (karnında) çok taşımıştır ”. (Lokman ‘ayet 14)

ووصينا الإنسان بوالديه إحسانا حملته أمه كرها ووضعته كرها

Biz insana, ana-babasına iyilik etmeyi (babaya iyi bakmayı, onlarla güzel davranmayı) tavsiye ettik. Çünkü annesi onu (dokuz ay karnında) zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu ”. ( ” Ahkaf ” Suresi, 15)

Sizce, bu zahmetli, çileli zayıf günlerde hamile kadının nazı çekilmemelidir mi? Ona her alanda kaygı gösterilmemelidir mi?

Hamile kadına bakmak ve ilk aşamada ahlaki, sosyal ve dini açıdan kocasının, sonraki aşamada ise yakınlarının, akrabalarının üzerine düşen görevdir. Bu, çocuğun anne karnında tam sağlıklı gelişimi için oldukça gereklidir.

Hamilelik sırasında yapılacak işler

Gebeliğin her bir kadın için zahmet, sıkıntı olduğuna hiç şüphe yoktur. Bunun çilesini tadan, zahmetini gören annelerin çocuklarına olan sevgileri olmasaydı, bir de hamile olmaya razı olmazdı. Çünkü bu durumda kadın vücudunun çeşitli yerlerinde değişikler olur. Onun vücudu daha fazla hormon salgılayarak, vücudun faaliyetlerini hızlandırır. Ama birçok hamile kadınlar bulantı ve iştahsızlık yüzünden iyi beslenmeyerek, kendi sağlıklarını korumazlar.

Birçok kadın da kendi sağlıklarını korumak için getireceği, çocuğun karında büyümesinin önüne geçmek için kendilerini özel rejime salar, organizmalarını birçok gerekli besinlerden mahrum bırakıyorlar. Onlar kilolarının artmamasından, çocuğun gelişmemesine çalışırlar. Korkuyorlar ki, çocuklar gelişip büyürse, derileri tahrip olur veya doğum sırasında daha çok acı çekerler. Böyle kadınlar bilmelidirler ki, hamile oldukları ilk günden beri bir kişi değil, iki kişidirler. İşte bu nedenle, hamilelik dönemi boyunca kendisinin ve çocuğun sağlığını temin eden bir rejime geçmeli, kendisinin zayıf olmasına ve çocuğun zayıf doğmasına ortam yaratmamalıdırlar.

Hamilelik dönemlerinin eziyetsiz, rahat geçmesi için hamile kadın ne şişmanlayacak kadar çok yemeli, ne de zayıflayacak ve çocuğun karnında beslenemeyecek kadar az yemelidir. O, günlük yemeğini düzgün olarak programlaştırıp ve vücudunun günlük ihtiyaç duyduğu kaloriyi kabul etmelidirler.

Hamile kadınlarda vücut hormonları salgıladığı için vücudunun gelişimi hızlanır. Bu nedenle gıda daha çabuk sindirilir. Eğer çocuklar olmasaydı, kadın hemen şişmanlardı.

Organizma etkinliğinin artmasına neden karındaki çocuktur. Bu, onun hızla gelişmesi içindir. Ana az yediğinde, karındaki bebek, annenin kemikleri içerisinde veya diğer bölümlerinde kalmış maddelerden kullanarak bu boşluğu doldurur.

Çocuğun ana karnında gelişimi için demire ve kalsiyuma ihtiyacı var. Demir çocuğun kanı için çok gereklidir. Demir kırmızı kan hücrelerinin içerdiği hemoglobinler üretemez ve çocuk annede mevcut olan kandan kendisine tüketmeye mecbur olur. Bu nedenle yavaş yavaş annenin kanı azalır ve muhakkak ki, doğduktan sonra kanı az olur.

Ana kendisinin ve çocuğun ihtiyacı olan demiri sağlamak için her gün yeterli fasulye, bakla, mercimek, karaciğer, et, elma, üzüm, hurma vb. gibi içinde demir bulunan besin maddelerinden kullanmalıdır.

Kalsiyum çocuğun vücut yapısının temelini oluşturur. Çünkü onun anne karnında olduğu süre boyunca en az 40-50 gr. Kalsiyuma ihtiyacı var. Ana tedricen aynı miktarda kalsiyumlu gıdalar vasıtasıyla çocuğuna ulaştırmalı ve böylece onun kemiklerinin pekişmesine yardım etmelidir. Aksi takdirde, çocuklar annenin vücudunda bulunan kalsiyum ile kendi ihtiyacını karşılamaya çalışırlar. Bunun sonucunda ise annenin kemikleri yumuşar, dişleri çürür, başındaki saçlar dökülür ve günbegün zayıflamaya doğru gider. Kalsiyumu yoğurt, peynir ve kaymak gibi süt ürünleri, arpa, buğday, elma ve armut gibi meyveler ile elde etmek mümkündür. Çünkü çocuğun beslenmesine ve gelişmesine sadece bu yolla yardım etmek olur.

Kadının hamile olduğu zaman annenin sağlığını korumak ve çocuğun beden ve akıl bakımından geliştirilmesi ve çocuk dünyaya geldikten sonra annenin ve onun nasıl beslenmesi hakkında İslam’ın çok önemli talimatları mevcuttur.

İslam giysinin türü, renk, ayakkabı, annenin git-geli, mahrem ve namahremin kadın hamile olduğu zaman eve gidip gelmesi vb. gibi konular hakkında da gerekli görevler vermiştir.

Ana hamile olduğu müddetçe Allah’ı zikretmeye, Kur’an okumaya, İlahi meclislerde yer almaya, gerekli eylemleri hayata geçirmeye dikkat ederse, çocuğun maneviyatına hoş etki bağışlamış olur.

Gebelik kendisi İslam dininde bir tür ibadet hesap edilerek, büyük bir sevaba yol açıyor.

Hamilelikle İlgili Hadis

Hazret-i Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: ” Evet, kadın hamile olunca oruç tutan, geceyi ibadetle geçiren, Allah yolunda canı ve malı ile cihat eden kişiye benziyor ”.

Elbette, kadın ve erkek birbirleriyle anlaşarak, çocukları olmasının önüne alabilirler. Fakat böyle olunca, çok faydalı bir ticareti elden vermiş olacaklar. Ebeveynler çocuk sahibi olunca, bunun sorumluluğunu idrak etmeli, kendi maddi durumlarını dikkate almalıdırlar.

Etiketler:

İlginizi Çekecek Diğer Konular

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Sayfa başına git